İnsan ilişkileri, aile yapısı, bağlanma süreçleri ve sosyal psikoloji alanında uzun yıllardır akademik çalışmalar yürüten 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyeni Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, toplumun en çok tartıştığı konulardan biri olan “aşk” üzerine dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Çok sayıda saha araştırmasına imza atan ve çalışmalarını uluslararası bilimsel yayınlara dönüştüren Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer;…
İnsan ilişkileri, aile yapısı, bağlanma süreçleri ve sosyal psikoloji alanında uzun yıllardır akademik çalışmalar yürüten 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyeni Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, toplumun en çok tartıştığı konulardan biri olan “aşk” üzerine dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Çok sayıda saha araştırmasına imza atan ve çalışmalarını uluslararası bilimsel yayınlara dönüştüren Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer; aşk, idealizasyon, beklentiler, hayal kırıklıkları ve modern ilişkilerin neden giderek daha kısa sürdüğü konusunda önemli açıklamalar yaptı.
“Aşk gerçekten yalan mı, yoksa insanın beklentileri mi onu hüsrana sürüklüyor?” sorusuna psikoloji, sosyoloji ve dünya düşünce tarihinden örneklerle yanıt veren Yıldırımer, sağlıklı bir ilişkinin yalnızca güçlü duygularla değil; emek, sorumluluk, saygı ve ortak hedeflerle sürdürülebileceğini vurguladı.
İlişkilerinde benzer sorunlar yaşayan ve profesyonel destek arayan kişiler, uzman seçerken İzmir psikolog önerileri hakkında hazırlanan içerikleri inceleyebilir. Terapi sürecinin ekonomik boyutunu değerlendirmek isteyenler ise İzmir psikolog fiyatları konusunda bilgi edinebilir. Bireysel veya ilişkisel problemler için uygun bir İzmir terapisti ile görüşmek, sorunların altında yatan nedenlerin daha sağlıklı biçimde ele alınmasına yardımcı olabilir. Aile içindeki iletişim problemleri, çocukların ruhsal süreçleri ve ebeveyn tutumları hakkında bilgi almak isteyenler de İzmir aile terapisi kapsamında sunulan bilgilendirici içeriklerden yararlanabilir.
Hocam, toplumda çok sık duyduğumuz bir cümle var: “Zaten aşklar hep yalan dolan, sonu hep sızı, hüsran…” Sizce gerçekten öyle mi?
Hayır, ben buna katılmıyorum.
Aslında insanlar bu cümleyi aşka değil, yaşadıkları hayal kırıklığına söylüyor.
Bir ilişki bittiğinde çoğu insan sevdiği kişiyi değil, zihninde oluşturduğu hayali kaybediyor. Acının büyük kısmı da buradan doğuyor.
Beklentiler gerçekle çarpıştığında insanlar bunu “Aşk yalandı.” şeklinde yorumluyor. Oysa çoğu zaman yalan olan aşk değil, gerçeğin üzerine kurduğumuz hayaller oluyor.
Friedrich Nietzsche’nin “Aşkta her zaman biraz delilik vardır; delilikte ise her zaman biraz akıl.” sözü sizce ne anlatıyor?
Oldukça derin bir tespit.
Aşk sırasında beynimizin değerlendirme mekanizmaları farklı çalışıyor. İnsan, görmek istediğini görmeye başlıyor.
Karşı tarafın eksiklerini zihninde tamamlıyor, uyarı işaretlerini görmezden geliyor ve bazen karşısındaki kişide bulunmayan özellikleri bile varmış gibi algılıyor.
Psikolojide bu durum “idealizasyon” kavramıyla açıklanıyor.
Özellikle ilişkinin ilk dönemlerinde beynimiz, karşımızdaki kişiyi gerçekte olduğundan daha kusursuz gösterebiliyor. Kişi, sevdiği insanı olduğu haliyle görmek yerine kendi beklentilerine ve hayallerine uygun bir karaktere dönüştürebiliyor.
Oscar Wilde, “İnsan daima sevdiğini öldürür.” diyor. Bu ağır bir ifade değil mi?
İlk bakışta öyle görünüyor.
Fakat burada anlatılan fiziksel bir yok ediş değil. Sevgiyi; kıskançlıkla, kontrol etme isteğiyle, karşı tarafı değiştirme çabasıyla ve bitmeyen beklentilerle yavaş yavaş tüketmekten söz ediliyor.
Benim saha çalışmalarımda da bunu çok gördüm.
İlişkilerin büyük bölümü üçüncü kişiler yüzünden değil, iki insanın birbirini anlamayı bırakması nedeniyle sona eriyor.
Partnerlerden biri sürekli eleştirildiğinde, kontrol edildiğinde veya belirli bir kalıba girmeye zorlandığında ilişkideki güven ve yakınlık duygusu zamanla zayıflıyor. Sevgi tamamen kaybolmasa bile ilişkinin sağlıklı biçimde devam etmesini sağlayan iletişim zemini ortadan kalkabiliyor.
Bilim, aşkın ilk dönemini nasıl açıklıyor?
Nörobilim bize bu konuda oldukça önemli bilgiler sunuyor.
İlişkinin ilk dönemlerinde beynin dopamin, serotonin ve ödül sistemiyle ilişkili süreçleri yoğun biçimde devreye giriyor. Bu dönemde insanlar karşısındaki kişiyi olduğundan daha mükemmel algılayabiliyor.
Aylar sonra biyolojik süreçler daha dengeli hale geldiğinde insanlar sıklıkla şu cümleyi kuruyor:
“Sen değiştin.”
Oysa çoğu zaman değişen insan değil, dağılan idealizasyon perdesidir.
İlişkinin başlangıcında görmezden gelinen davranışlar zamanla daha belirgin hale gelir. İlk dönemde romantik veya sevimli görülen bazı özellikler, ilerleyen süreçte rahatsız edici bulunabilir. Bu durum her zaman karşı tarafın değiştiği anlamına gelmez; kişinin partnerini daha gerçekçi biçimde görmeye başladığını da gösterebilir.
Erich Fromm’un “Sevgi bir duygu değil; bilgi, emek, sorumluluk ve saygıdır.” sözü bugün neden daha fazla önem taşıyor?
Çünkü modern çağ sevgiyi yalnızca duyguya indirgedi.
Oysa duygu tek başına ilişkiyi ayakta tutamaz. Sevgi aynı zamanda bilinçli bir tercihtir.
Emek vermeyi, sorumluluk almayı ve karşılıklı saygıyı gerektirir.
Hisler zaman zaman azalabilir. İnsan her gün aynı duygusal yoğunluğu yaşayamaz. Ancak emek, anlayış ve karşılıklı sorumluluk devam ediyorsa ilişki de yaşamaya devam eder.
Sağlıklı sevgi, kişinin karşısındaki insanı yönetmeye veya değiştirmeye çalışması değildir. Onu tanımayı, ihtiyaçlarını anlamayı ve bireysel sınırlarına saygı göstermeyi içerir.
Günümüzde ilişkilerin çok daha kısa sürmesini neye bağlıyorsunuz?
Çünkü artık insanlar tamir etmek yerine değiştirmeyi tercih ediyor.
Sabır azaldı.
Tahammül azaldı.
Fedakârlık azaldı.
Beklentiler ise hiç olmadığı kadar arttı.
Sosyal medya, insanlara sürekli olarak daha iyi bir seçeneğin birkaç ekran uzağında olduğu hissini veriyor. Başkalarının hayatlarının yalnızca mutlu, başarılı ve romantik anlarını gören kişiler, kendi ilişkilerini bu kusursuz görüntülerle karşılaştırabiliyor.
Bu nedenle insanlar mevcut ilişkiyi geliştirmek yerine yeni bir ilişki arayışına girebiliyor.
Fakat eski sorunlar çözülmeden kurulan yeni ilişkilerde de aynı davranış kalıpları ve iletişim problemleri tekrar ortaya çıkıyor. Kişi kendi bağlanma biçimini, beklentilerini ve çatışma yöntemlerini değiştirmediğinde yalnızca partner değişiyor; ilişkinin temel döngüsü ise çoğu zaman aynı kalıyor.
Antoine de Saint-Exupéry’nin “Sevmek, birbirine bakmak değil; birlikte aynı yöne bakabilmektir.” sözü sizce ilişkileri neden bu kadar iyi anlatıyor?
Çünkü uzun ömürlü ilişkiler yalnızca romantik cümlelerle değil, ortak hedeflerle ayakta kalır.
Hayatı birlikte taşıyabilmek…
Zor zamanlarda birbirinden vazgeçmemek…
Aynı yöne yürümek…
İlişkiyi güçlü yapan budur.
İki insanın birbirini sevmesi önemlidir. Ancak yaşamdan beklentiler, temel değerler, aile anlayışı, ekonomik sorumluluklar ve gelecek planları tamamen farklıysa duygusal yakınlık ilişkiyi tek başına sürdürmeye yetmeyebilir.
Ortak bir yaşam kurabilmek, yalnızca birbirine bakmayı değil, benzer bir geleceğe birlikte yürümeyi gerektirir.
Son olarak okurlarımıza tek bir mesaj vermek isteseniz ne söylersiniz?
Şunu söylemek isterim:
“Aşk insanı yıkmaz. İnsanı yıkan; yanlış kişiye, yanlış zamanda, doğru sandığı anlamları yüklemesidir.”
Bu yüzden insanlar “Bütün aşklar yalan.” demeden önce kendilerine şu soruyu sormalı:
Gerçekten aşk mı yalandı?
Yoksa biz, aşkın yerine kendi hayallerimizi mi koymuştuk?
İlişkiler kusursuz insan arayışıyla değil, kusurlarıyla birlikte yürümeyi seçen iki olgun insanın ortak emeğiyle ayakta kalır.
“Aşk insanı yıkmaz; insanı yıkan, yanlış kişiye doğru anlamlar yüklemesidir.”
Psikoloji, sosyoloji ve insan ilişkilerine dair uzun yıllara dayanan saha deneyimini bilimsel değerlendirmelerle birleştiren 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyeni Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer, bu röportajında aşkı romantik kalıpların ötesinde ele alıyor.
Yıldırımer’in değerlendirmeleri, sağlıklı ilişkilerin temelinde kusursuzluk arayışının değil; emek, saygı, anlayış, gerçekçi beklentiler ve ortak bir yaşam iradesinin bulunduğuna dikkat çekiyor.
Aşkın kendisi her zaman yalan olmayabilir. Ancak kişinin karşısındaki insanı olduğu gibi görmek yerine ona kendi hayallerini, ihtiyaçlarını ve beklentilerini yüklemesi, ilişkinin zamanla büyük bir hayal kırıklığına dönüşmesine neden olabilir.
Sağlıklı bir ilişkinin yolu, kusursuz bir insan bulmaktan değil; birbirini gerçekçi biçimde tanıyan, sınırlarına saygı gösteren ve sorunları birlikte çözmek için emek veren iki insan olmaktan geçer.
Muhtemel.net, ziyaretçilerine Gündem, Dünya, Eğitim, Ekonomi, Magazin, Sağlık, Spor, Teknoloji ve Yaşam gibi çeşitli kategorilerde zengin içerikler sunan bir platformdur. İlginizi çeken konularda daha fazla bilgi edinmek için sitemizi keşfedin.