Suriye’nin kuzeyindeki son gelişmeler, terör örgütü SDG’nin hem sahada hem de diplomaside ciddi kayıplar yaşadığını gösteriyor. Güvenlik kaynakları, SDG’nin kontrolündeki bölgelerin önemli bir kısmını kaybettiğini ve uluslararası desteğinin azaldığını belirtiyor. Bu durum, Türkiye’nin terörle mücadelesine de olumlu yansıyabilir.
Suriye’nin kuzeyinde yaşanan hareketli günler, bölgedeki dengeleri kökten değiştirecek sinyaller veriyor. Özellikle terör örgütü SDG (Suriye Demokratik Güçleri) için oyun kuruculuk devrinin sonuna gelindiği, güvenlik kaynaklarının masaya yatırdığı stratejik değerlendirmelerle netleşti.
Güvenlik kaynaklarının dikkat çektiği üzere, SDG kontrolündeki alanların üçte ikisi el değiştirdi. Bu durum, örgütün hem fiziksel gücünü hem de moralini derinden sarsan bir gidişatın habercisi.
Örgüt için hayati öneme sahip bölgeler bir bir kaybediliyor. El-Hol kampından çekilen SDG’nin, Haseke’yi Irak’ın Musul kentine bağlayan tek resmi kapı olan Yarubiye’yi de Suriye ordusuna bırakması, Kandil ile Suriye arasındaki hayati lojistik köprüyü fiilen kopardı. Bu, örgütün can damarlarından birinin kesilmesi anlamına geliyor.
Ayrıca, Ayn el Arap (Kobani) ile Haseke arasındaki bağlantının kopması, PKK’nın bölgede yaratmaya çalıştığı “ikinci bir Ayn el Arap destanı” algısının da boşa çıktığını gösteriyor. Süleyman Şah Türbesi çevresi ve stratejik Karakozak Köprüsü gibi kilit noktalar da terör unsurlarından arındırıldı.
Sahadaki bu değişim, masadaki dinamikleri de tetikledi. 18 Ocak’ta Suriye yönetimi ile SDG arasında dört günlük bir ateşkes ilan edildi. Bu mutabakatın yankıları oldukça güçlü:
ABD’nin SDG’ye yönelik tutumunda gözle görülür bir değişim yaşanıyor. Bu değişimin altında yatan nedenleri inceleyen kaynaklar, 4 Ocak’ta “Mazlum Kobani” kod adlı terörist Mazlum Abdi Şahin, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ve ABD’li yetkililerin katıldığı kritik toplantıya işaret ediyor. Tam 10 aydır çözüm sürecini oyalaması ve her kararı Kandil’e danışması, ABD nezdinde “SDG ile PKK arasında fark olmadığı” gerçeğini tescilledi.
SDG’nin “Biz yoksak DEAŞ geri döner” şeklindeki şantajının artık işe yaramadığı da vurgulanıyor. Örgütün, cezaevlerindeki 200 DEAŞ mensubunu serbest bırakarak ABD’ye baskı yapmaya çalışması, Washington’da büyük bir tepkiyle karşılandı. Bu hamle, SDG’nin güvenilirliğini daha da zedeledi.
Hatta ABD Başkanı Trump’ın Ahmed Şara ile yaptığı telefon görüşmesinde, “Bizim için önemli olan DEAŞ hapishanelerinin kontrolü, SDG umurumda değil” mesajını net bir şekilde ilettiği belirtiliyor. Bu doğrultuda, en büyük hapishane olan Sına’nın kontrolü ABD’ye geçerken, El-Hol kampının yönetimi ise Suriye yönetimine bırakıldı. Bu, SDG’nin pazarlık gücünün nasıl eridiğinin somut bir göstergesi.
SDG’nin bünyesindeki 63 bin kişiden yaklaşık 40 bininin Arap kökenli olması, örgütün iç dinamiklerini de sarstı. Arap aşiretlerinin SDG zulmüne karşı başlattığı organik ayaklanma, örgütün çözülmesini hızlandıran önemli bir faktör. Ayrıca, petrol kaynakları ve finansal rezervlerini kaybetmesiyle Kandil’in Suriye’yi “yedek bölge” olarak kullanma imkanı da ortadan kalktı.
Güvenlik kaynakları, Suriye’deki bu çarpıcı gelişmelerin Türkiye’nin iç siyasetindeki “Terörsüz Türkiye” hedefine olumlu katkı sağlayacağı görüşünde. Bölgedeki yeni denklemde, DEAŞ ile mücadelede Şam yönetiminin resmi muhatap haline gelmesiyle, SDG’nin meşruiyet zemini tamamen yitirildi.
Yapılan değerlendirmede, “Saha, beklentilerimizden daha iyi ilerliyor. SDG hikayesi bitiyor,” ifadeleri kullanıldı. Örgütün makul bir tutum sergilemesi halinde tam entegrasyonun sağlanacağı, aksi takdirde askeri operasyonların devam edeceği belirtildi. Bu süreçten Türkiye’nin terörle mücadele azminin daha da güçlenerek çıkacağı öngörülüyor.
Muhtemel.net, ziyaretçilerine Gündem, Dünya, Eğitim, Ekonomi, Magazin, Sağlık, Spor, Teknoloji ve Yaşam gibi çeşitli kategorilerde zengin içerikler sunan bir platformdur. İlginizi çeken konularda daha fazla bilgi edinmek için sitemizi keşfedin.